TAŞINDIM… TAŞINDIM… TAŞINDIM…

Değerli Dostlar,

WordPressin blog hizmetinden epeyce yararlandım ama artık kendi bağımsız alanıma geçiyorum.

Bundan sonra www.dusunceler.org. adresinde yazı ve yorumlarıma devam edeceğim.

Bu arada adresten de farkedeceğiniz gibi sitenin ismi de değişiyor.

İsim değişikliğinin bir sebebi ” gelenek.com/org/net”  adlarının daha önceden bir başkaları tarafından alınmış  olması.

Bu “gelenek” adına küçük bir ekle hallolabilirdi  aslında ama bu isim değişikliğinin daha önemli sebebi  benim ifade etmek istediklerimi “Geleneğe, bugüne ve geleceğe dair” spotu ile “Düşünceler” başlığının daha iyi karşılaması.

Gelenekte bulunan tüm yazı ve yorumlar tarihleriyle birlikte yeni adrese aktarıldı.

Tüm dostlarımı fikir alışverişlerimize www.dusunceler.org adresinde devam etmeye davet ediyorum.

Siteme link veren dostlar da arzu ederlerse linklerini güncelleyebilirler.

Yeni adreste görüşmek üzere..

[Becerebilirsek bir süre sonra www.gelenek.wordpress.com adresini otomatik olarak www.dusunceler.org adresine yönlendireceğiz. ]

————

GÜNCELLEME - 16 ŞUBAT 2007

DEĞERLİ KATILIMCILAR

BU SİTE BİR SÜRE ÖNCE TÜM YAZI VE YORUMLARLA BİRLİKTE TAŞINDI. DOLAYISI İLE BURAYA YAPTIĞINIZ YORUMLARIN TAKİP EDİLEBİLME ORANI ÇOK DÜŞÜK.

SİTENİN YENİ ADRESİ : http://www.dusunceler.org/

YORUMLARINIZI BU LİNKE YAPMANIZI İSTİRHAM EDİYORUM.

YORUMLARI DENETİME ALDIM. BUNDAN SONRA BU SİTEYE YAPILAN YORUMLARI ONAYLAMAYACAĞIM. ANLAYIŞINIZA SIĞINIYORUM.

SAYGILAR.

Korumalı: Bakışlarımızı daraltmak..

Yazı parola korumalı. Yazıyı görmek için parolanızı girin:


“Düşünmek” üzerine..

“Ben bir solucanım, fakat Tanrı’nın inayetiyle bir insan olacağım.”

4 Mayıs 1916′da cephedeyken ve tam da tehlikeli bir görevi üstlenmişken, savaş günlüğüne işte aynen böyle yazmış Wittgenstein. (Ich bin ein Wurm, aber durch Gott werde ich zum Menschen.) (*)

Wittgenstein ilginç bir isim. Tuhaf bir hayat yaşamış. Asker, mühendis, öğretmen, bahçıvan, mimar, sedyeci.

B.Russell hatıratında Wittgenstein için “Acayip bir delikanlıydı, ve kavramları bana garip görünüyordu, o kadar ki üç aylık öğretim dönemi boyunca kendisinin bir dahi mi yoksa sadece tahtası eksik biri mi olduğunu çözemedim” der.

Düşünmek ızdırap verir mi insana? Ve bu ızdırabın dışavurumu başkalarının gözünde kişiyi deli-dahi sarkacında sallandırabilir mi?

Devam ediyor Russell:

Cambridge’deki ilk sömestrin sonunda yanıma geldi ve bana “Efendim, lütfen bana benim katıksız bir aptal olup olmadığımı söyler misiniz?” dedi. Ben de kendisine, “Azizim, bu konuda hiçbir fikrim yok. Bunu bana neden soruyorsun?” dedim. “Çünkü” dedi, eğer dört dörtlük bir aptalsam, balon pilotu olacağım; değilse filozof olacağım” Kendisine tatilde felsefi bir konuda bir şeyler yazıp getirmesini, katıksız aptal olup olmadığına o zaman karar verebileceğimi söyledim. Müteâkip öğretim yılının başında teklif ettiğim yazıyı bana getirdi. Tek bir cümlesini okuduktan sonra, kendisine “Hayır, siz balon pilotu olmamalısınız” dedim. O da olmadı.

Derdim, ne Wittgenstein’ın ilginç hayat hikayesini ne de felsefesini -kendim anlayamamış birisi olarak- anlatmaya çalışmak değil.

Okumaya devam edin ‘“Düşünmek” üzerine..’

Menemen’de ne oldu?

Dün Menemen’de şehit edilen asteğmen Kubilay olayının yıldönümüydü.

Menemen olayı öteden beri popüler bir irtica ayaklanması olarak gösterilir. Olayı gerçekleştirenlerin esrarkeş bir katil ve onun etrafındaki 8-10 serseri olduğu gayrıresmî olarak bilinmesine rağmen her yıl olayın dönümünde irtica uyarıları yapılır, medyadaki tetikçi kalemşörler laiklik alarmına geçerler ve “unutmadık, unutturmayacağız” sloganları bir irticaî ayaklanma olarak adlandırdıkları olayı dillerine dolarlar dururlar.

Bu yıl daha da bir farklı hava estirilmeye çalışıldı. Malum AKP iktidarı ve yaklaşan C.Başkanlığı seçimi nedeniyle, gerginlikten medet umanlar şimdiden gardlarını almaya çalışıyorlar.

Fakat ulusalcı grup günler öncesinden vatandaşları Menemen’e davet etmesine rağmen beklenen desteği görmemiş. Zaten görseydi şaşardım. ADD Genel başkanı Şener Eruygur, Menemen’de 2006 Türkiyesi’nde bazılarının düşünce özgürlüğü adı altında Atatürk’e hakaret ettiğini söylemiş. Eruygur, “Cumhuriyet’ten rövanş almak istiyorlar. Artık son hedeflerine koştukları düşüncesindeler. Erken seçim ne getirir demeyin, Cumhuriyet’i kurtaracak, koruyacaktır. Atatürkçü bildiğimiz bazı kesimler, sine-i milletten çekiniyorlar. Adeta sille-i milleti bekliyorlar.” diye konuşmuş. [Bu sine-i millet lakırdısı da başlı başına bir komedi. A.Turan Alkan'ın "Dön sine-i millete; gör gününü!" başlıklı yazısını hararetle tavsiye ederim.]

Peki bu Menemen olayının aslı astarı nedir? Kopartılan bu fırtınanın temeli tarihsel gerçeklere ne derece uygundur?

Okumaya devam edin ‘Menemen’de ne oldu?’

Soldan soldan geliyorlar..

Önceki yazıda işlediğim Müslüman Sol Hareketi konuşulmaya devam ediyor.

Ece Temelkuran da konuya değinmiş. Ama şu son paragrafa bakar mısınız? Nerede yaşıyor Temelkuran?:

Açıklamada şöyle deniyor:

“Türkiye insanının çağdaş talepleriyle toplumun temel değerlerini bir araya getirmeye çalışıyoruz.”

Türkiye’de solun “toplum değerleriyle barışma” çabası eskidir. Hatta solun bu değerlerle “bozuşma” cesareti gösterdiği bile şüphelidir. Daha “barışık” bir sol, sol kalabilir mi? Soldan daha fazla barışmasını isteyenler, solu istiyor olabilir mi?

“Türkiye’de solun “toplum değerleriyle barışma” çabası eskidir. Hatta solun bu değerlerle “bozuşma” cesareti gösterdiği bile şüphelidir.” cümlesine sadece gülünür, geçilir. Yaşadığı memleketten bîhaber klasik köşe yazarı motifi.

Ya son iki cümle?

Okumaya devam edin ‘Soldan soldan geliyorlar..’

Müslüman Sol Hareketi

Ertuğrul Günay ile Mehmet Bekaroğlu’nun başlattığı yeni siyasi oluşum şu günlerde en çok konuşulan konulardan.

Ertuğrul Günay’ın sol kimliğinin, Mehmet Bekaroğlu’nun ise müslüman kimliğinin öne çıktığını biliyoruz.

Herşeyden önce şu gerçeği görmekte fayda var. Ülkemizde “müslüman” ile “sol” kavramlarını bir arada düşünmek hayli zor. Bunun en önemli sebebi, solun felsefî olarak ideolojisinin dayandığı temeldir. Solun farklı anlamları olduğunu söyleyenler çıkacaktır muhakkak ama bazı farklılıklar olsa bile sol temelde marksizme yani diyalektik materyalizme dayanır. Bu felsefe başka herşeyi olduğu gibi dini de diyalektiğin eseri olarak görür ve daha da ötesi toplum için dini “bir afyon” olarak kabul eder. Hal böyle olunca dayandığı temeller itibarı ile sol ile din arasında epey bir mesafenin olması tabiidir.

Türk solu bu toplumun İslam gerçeğine rağmen kendisini devamlı İslam karşısında konumlandırmıştır. Sürekli dindarlar aleyhine tavır almış adeta onlarla her konuda cidalleşmiş ve müslüman kesimin haklı olarak tepkisini çekmiştir.

Okumaya devam edin ‘Müslüman Sol Hareketi’

Hayırdır İnşaallah?

Hayırdır inşaallah? İlk kez Ertuğrul Özkök’le hemfikirim. Ya bende birşeyler var ya onda.

Tabi yazısında anlayamadığım (çaktırmadan darbe tarihi vermek gibi) bir hinlik yoksa:

Onbirinci Cumhurbaşkanı

ÖNÜMDEKİ senaryo şu.17 Mayıs 2007 günü saat 16.35…Türkiye Büyük Millet Meclisi biraz önce oylamayı tamamlamış.

TBMM Başkanı Bülent Arınç sonuçları açıklıyor.

Recep Tayyip Erdoğan 354 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı olmuş.

Okumaya devam edin ‘Hayırdır İnşaallah?’

Atatürkçü Düşünce sitesi ve Ülke gerçekleri

Artık galiba bizim blog camiasında bilmeyen kalmamıştır, meşhur Ataürkçü Düşünce adlı siteyi.

Meseleye kısaca değindiğim bu yazıyı daha önce yazmış fakat sonradan yayımlamaktan vazgeçmiştim. Yine yayımlamayacaktım aslında ama bu meseleyi o kadar çok dost sordu ki sonunda birkaç küçük düzenleme ve güncelleştirme ile yayımlamaya karar verdim.

Anlaşıldığı kadarı ile AD sitesi “Türbana Hayır” kampanyasına gelen yoğun tepkiler neticesinde yayına uzun bir ara vermiş ama sitedeki bazı yazılara halen ulaşmak mümkün.

Fethi Bey, o günlerde konu hakkında iyi bir yazı yazmıştı. Genel olarak katıldığım için ilgili bölümü alıntılamak istiyorum:

AD sitesini kimlerin idare ettiğini bilmiyorum ama bir şeyden eminim. Bu insan (yahut insanlar) ya çok zeki ya da ebleh birer gerizekalı. Ortada olmalarına imkan yok. İnanın bu konuda net birşey söyleyemiyorum. Anladığım kadarıyla hakaret içeren mesajlar yayınlayıp prim yapmaya çalışıyorlar. Tarzlarından en az 3-4 kişi oldukları anlaşılıyor ama seçmek kolay değil. E-cenaze ve Gelenek sitelerine yansıdığı kadarıyla kendilerine yapılan yorumları beğenmezlerse ya yayınlamıyorlar ya da içini değiştirip öyle yayınlıyorlar. Yani içeriğe müdahale ediyorlar. Siteye yapılan yorumlar da felaket. Bir de genelde bu kabil sitelerde alışık olunduğu üzere imla kuralları, gramer vs. dikkate alınmıyor.

Okumaya devam edin ‘Atatürkçü Düşünce sitesi ve Ülke gerçekleri’

Bize ihtiyaçları var..

Cumartesi günü adresime İHH ‘nin (İnsani Yardım Vakfı) faaliyet dergisi geldi.

Dünyanın birçok bölgesinde insanlar; kadınlar çocuklar açlıkla pençeleşiyor. Bir çoğumuz burada rahat ve sıcak evlerimizde karınlarımızın son derece çeşitli yiyeceklerle edinilmiş tokluğu yanında, hayatı kolaylaştıran pek çok farklı imkanları da elimizin altında bulundurarak yaşıyoruz. Fakat bırakın bu gibi hayat kolaylaştırı imkanları, hayatını devam ettirecek gıda ve ilaç gibi imkanlardan yoksun milyonlar var ve bizlerden yardım bekliyorlar.

İHH ve benzeri kuruluşlar çok yetersiz de olsa bu insanlara ulaşma çabasındalar. İmkanı olan insanlarımızın bu faliyetlere madden katkı sağlaması gerekiyor.

Malum Kurban Bayramı yaklaşıyor. Böyle günler aslında her daim olması gereken duyarlılığımızı tetikliyor, insancıl hislerimizi kuvvetlendiriyor. Sadece bunlara vesile olması bile bayramların ne kadar anlamlı olduğunu göstermeye yeter.

İHH kurban faliyetleri ile ilgili güzel bir yazı hazırlamış, buraya alıntılıyorum:

Okumaya devam edin ‘Bize ihtiyaçları var..’

Demokrasi nedir? Portakal mı?

CHP Genel Sekreteri Recep Peker 1935′de Parti Programını açıklarken “Zigana dağının üzerinde portakal ağacı dikilmez!” der.

Peker bu sözlerini “demokrasi ne oldu, nereye gidiyoruz?” gibi sorulara cevap verirken sarfeder. Peker’in ilgili sözlerinin geçtiği kısma(*) bakalım:

Arkadaşlar! İsviçre’de referandum sistemi vardır. Millet toplanır ve kanuna reyini verir. Elbette demokrasinin en ileri tatbiki budur! Meselâ Fransa bunu neye yapmıyor? Elbette İsviçre’nin şartlarına uyan bu usûlün Fransa’da tatbik imkanı bulunmuyor. [...] Demokrasi bir nass, bir ayet değildir; bir ruh, bir espri ve bir mânâdır. Yapılan işler akıl süzgecinden geçirildikten sonra muhit denilen icaba uydurulduktan sonra tatbik edilirse fayda verir, kök tutar. Zigana dağının üstüne portakal ağacı dikilmez! Biz “Filan millet veyahut filan yerde böyle yapmışlar, biz de aynını tatbik edelim” diyenlerden değiliz. Biz memleketimize uygun olan ulus işine elvereni tatbik ederiz; ve ulus işlerinde taklid ve dış görünüşle beğendirme yerine hayata uygun doğru yolları buluruz.

Peker diyor ki yapılacak işlerin faydalı olması için “akıl süzgecinden geçirildikten sonra muhit denilen icaba uydurulduktan sonra” tatbiki gerekir.

Peker’in sözlerini alıntılamak aklıma Mustafa Akyol’un sitesinde bir tartışma sırasında yorumculardan birisinin mealen “demokrasi tamam ama bunun şartları var, önce halkın bilinçlenmesi gerekir” demesi üzerine geldi. Ayrıca aynı yorumcu çeşitli yazılarında bu bilinçlenmenin olmaması yüzünden mevcut siyasal tabloların ve siyasal sıkıntıların görüldüğünü söylüyor.

Okumaya devam edin ‘Demokrasi nedir? Portakal mı?’

Sonraki Sayfa »


Arşiv

Flickr Fotoğrafları

Kelly

More Photos